6 Şubat 2009 Cuma

Suçlu Yürekler


03/01/2009

"İnsanı yalnızlığa iten ve kaybolan Amerikan ideallerini, uzunca bir süredir birbirinden ayrı ayrı yaşayıp hiçbir anlamda birbirine benzemeyen; fakat en küçük kız kardeşin cinayete teşebbüsü nedeniyle bir araya gelen ve sürekli birbiriyle rekabet eden üç kız kardeşin beklenmedik buluşmalarını ve onların fırtınalı geçmişlerini resmederek vurgulayan Plutzer, Golden Globes, New York, Film Critics Circle Awards gibi pek çok ödül kazanmış, Diane Keaton, Jessica Lange, Sissy Spacek' in oynadığı film versiyonuyla 3 dalda Oscar' a aday olmuş tatlı sert bir komedrama.

Aile birlik ve beraberliğinin giderek yok olmaya yüz tuttuğu günümüz dünyasında aradığımız güven ve sevginin sadece aile ortamında bulunabileceğini ifade etmesi açısından da ayrı bir önem taşıyor."


Lennie, Meg ve Babe, yıllardır birbirinden kopuk yaşayan üç kız kardeştir. Babalarının evi terk edişinin, annelerinin intihar edişinin öfke ve üzüntüsünü hala içlerinde yaşamaktadırlar.

Kardeşlerin en büyüğü Lennie, hayatını büyükbabasına adamış, kendisine dayatılan kurallara boyun eğmiş, mutluluğu hiç tadamamış, kendine güvensiz bir bireydir. Ortanca kardeş Meg ise şarkıcı olmak amacıyla küçük yaşta evden ayrılmış, ailesinden ayırdığı yolunda başarısızlıklarla karşılaşsa da pes etmemiş, hayata karşı sert ve bağımsız duruşundan ödün vermemiş çekici bir kadındır. Oyunun özünde, bu üç kardeşi yıllar sonra bir araya getiren Babe ise çok genç yaşta evlenmiş, kocasının saldırgan ve küfürbaz biri olmasına rağmen ona katlanmış; ancak sabrının tükendiği noktada sudan bir bahane ile kocasını öldürmeye teşebbüs etmiş, işi deliliğe vurmuş biridir.

Birbirine hiç benzemeyen bu üç kızkardeş, yıllar sonra bir araya geldiklerinde, yıllardır içlerini kemiren şeyleri de anlatırlar birbirlerine. Sırlar ortaya dökülür, kırgınlıklar anlatılır, kalpler onarılır...

Kardeşler arasında şu konuşma çok çarpıcıdır:
- Annemin neden kediyi de astığını anladım. Yalnız ölmek istemiyordu. Gideceği yerde yalnız olmak istemedi. Burda hep yalnızdı, orda yalnız kalmak istemedi. Yoksa kedileri sevmediğinden değil! Annem kedileri çok severdi...
Ben annem gibi olmayacağım; çünkü ben yalnız değilim!..
- Değilsin tabi tatlım. Biz varız!..


Ne kadar farklı olursa olsun, kardeşler arasında hep var sanırım bu duygu. İnsanın dönüp dolaşıp geleceği yer ailesi oluyor her zaman. Herkes bir gün çekip gidiyor hayatından; bir tek ailesi kalıyor... Tüm hataları, tüm başarısızlıkları, yüzüstü bırakmalarına rağmen, bir tek ailesi affediyor insanı. Günün sonunda, bir tek ailesi kalıyor yanında...
Oyunda, karakterlerin rollerine bu denli iyi bürünmeleri beni çok etkiledi. Kendine güveni olmayan, umutsuz Lennie'nin yürüyüşlerindeki çekingenlik, bakışlarındaki mutsuzluk... Hayatta dik durmaya çalışan, hayalkırıklıklarını bile kendi başına atlatmaya çalışmış Meg'in tok sesi, dik oturuşu, kendinden emin yürüyüşü... Ve mutsuz evliliğinden kurtulmak için başka çaresi olmadığına inanmış Babe'in, yaşadığı hayatın canına tak etmesiyle gelen boşvermişlik ile çaresizlik arası gelgitleri, kocasına ateş etmesine "bakışlarını sevmedim" diye sebep söylerken yaşadığı geçici gurur ile hapishanede geçireceği yıllarını düşünerek yaşadığı pişmanlık... Hepsi öyle güzel hissediliyor ki oyunu izlerken; perdeler kapanınca ayakta alkışlanmayı hak ediyor oyuncular...

Selcan
Ocak 2009



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder