8 Haziran 2009 Pazartesi

Maden

İndim maden ocağına, 
Kara elmas diyarına;
Yeryüzü sıcak olsun diye, dost!
Yıllar boyu kazma salladım suskunca bu zindanda, 
Çocuklarım gülsün diye, dost.
Oysa bizim evde gülen yok!.. 

Yürü derler, yürü derler.
Açlığa yürü, derler.
Kara elmas tabut olmuş; gerekirse ölün, derler!
Günü gelir, utanmadan, ağlaşana “Gülün!” derler, dost.
Yalanlara artık sabrım yok!..

Bugün maden ocağına, kara elmas diyarına 
İnmedik; selam olsun sana, dost!
Ölesiye ışık hasretiyle solmuş bu yüzlere, 
Grev grev güneş doğmuş, dost...
Artık kaybedecek bir şey yok!

Yeraltında ezilenler, yeryüzüne seslenirler...
“Madenler bizim!” derler, “Gerekirse ölüm!” derler.
Günü geldi, grev, derler!
Günü geldi, grev derler, dost...
Artık kaybedecek bir şey yok!


Yerin derinliklerinden geldiler.
Ellerinde susmak bilmeyen bir yeraltı güneşiyle!
Ne kadar diplere bastırılsa, 
O kadar boğulmak bilmez yankısıyla yüreklerinin... 
Ağır ağır geldiler... 
Sonra her gün geldiler!
Artarak geldiler!
Kadınları, çocukları ve alkışlarıyla 
Yoğurt mayalar gibi geldiler!
Pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi,
Su gibi,
Ateş gibi...
Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına.
Yeni yollarla tanıştı ayakları...
Her gün yeni kabuklar çatladı.
Yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini.
Bir kent oldular sonunda...
Ve adını değiştirdiler ülkenin!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder