25 Kasım 2006 Cumartesi

Keşke..

.

Bırak!
Saygından kuşkum yok.

Hatırımdan kalıyorsan

Hiç kalma, bırak!

Sensiz olmaya itirazım var,

Canımı çok yakacak.

İzlerin bana yeter..


Keşke oyunlar oynamasaydık..

Üzülmeseydi şarkılar;

Hala sana yazılıyorlar..

Hala buram buram sen kokuyorlar.


Bırak!

Sevginden şüphem yok.

Arkadaş kalıyorsak
Ben yapamam, bırak!
Sessiz kalmaya ihtiyacım var,

Yalnızlığı sen özledin.

Uzak dur bana yeter..

20 Kasım 2006 Pazartesi

Ankara'da kar..


Olumsuz düşüncelerle kararmış dünyalarımıza hayal bile edemeyeceğimiz bir aydınlık katıyor kar. Her taraf bembeyazken hava da daha bir temiz kokuyor sanki. Soğuğun da etkisiyle belki, insan gerçekten yaşadığını hissediyor karda. Acılar geçmiyor, sıkıntılar hafiflemiyor; ama huzur buluyor insan karda!


Selcan
5 Kasım'06
Ankara bembeyazken..

10 Kasım 2006 Cuma

İzindeyiz

.
Gidişinin 68. yılı.. Önceleri şiirler okunan, marşlar söylenen, törenlerle anılan bir gündü bugün benim gözümde. Sonra, daha iyi öğrendikçe bu vatan için ne şartlar altında, ne zorluklarla mücadele edildiğini ve çevremde olup bitenlerin art niyetlerini anlamaya başladıkça yüreğim sızlıyor.
Özellikle de bu gün..
Sirenlerin çaldığı o saatte..
O ses ve o sessizlik..
Sanki ok ok olup yüreğime saplanıyor.


Umarım görmüyorsundur bizi. Umarım, bitti dendiği anda yeniden başlattığın bir ruhun, dağıldı dendiği anda yeniden toparladığın vatanın şimdi ne halde olduğunu bilmiyorsundur.. Emanetine sahip çıkamadık Atam, övüneceğin bir gençlik olamadık..

"İzindeyiz!" dedik; ama izinden gelemedik..

Selcan
Kasım '06

7 Kasım 2006 Salı

Köprüden Önce Son Çıkış


Bu gökkuşağı bile betondan kent -ki çoğu zaman benden tenha- ve yüreğimdeki çiçekleri umursamaksızın beni çiğneyen arabalar, yollar ve bu kalabalık;
Öylesine yaşamak mesaisinde hep
Ve her görüşümde yollarda
Mutlu yüreğimi ürküten, içimdeki mavi gözlü çocuğun en güzel oyuncağını: düşlerimi inciten, ağızlar dolusu ve en büyük harflerle KURAL diye bağıran o malum uyarı:
KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ


Görülesi değil midir ötesi köprünün?..
Ya bir kalp atışı kadar yaklaşacaksam aradığım her ne ise'ye..
Ya düşlerimin en cesur kuşu konmak üzereyse düş bahçemin ekinine..
Yarını bilmemekteki o gizemli cazibe değilse tüm acıları ve acımasızlığına rağmen 'Yaşamak güzel!' dedirten, söylesene nedir?
Ya köprünün sonundaki geceyse çaresi fırtınalar vadisinde yalnız bir kır çiçeği küskünlüğümün..

'Köprüden önce son çıkış'
Yaşamakla örselenmiş tüm yüreklerin saklı ve sinsi kaygıları..
Kabusları, yani sevmek korkaklığı!
Düşlerine senaryo yazmaktan ürken, hayata ve onu yaşamaya erkenden kırık not vermiş, aşkın, mutluluğun -delinin kuyuya attığı taşların- tek ve doğru bir açıklaması olduğuna inanmış yüreklerin kuralları...yasakları...doğruları...


Doğru nedir anlatsana!
Nasıl yaşar, neyle beslenir?
Bencil mi yoksa sevecen midir?
Gözleri var mıdır mesela
Ve varsa bile seninkiler kadar güzel midir?

Artık çok geç, köprüdeyim.
Arıyorsam, arıyorsam yanıtları
Soruyorsam ve sorguluyorsam
Ve bir anlamı olmalı diyorsam her çarpışında yüreğimin..

Yaşamak zor bi' oyun!
Sen, şarkılar söylemeye devam ettiğim,
Benimlesin biliyorum.

Düş tarlamın,
Kuralsız, yasaksız, doğrusuz bahçemin ekini
Nerdesin?

Feridun Düzağaç
Bin900doksansekizinci 17 Mart gecesi
03:57 İstanbul

5 Kasım 2006 Pazar

Şartlar


Anladım!


Şarkıda da diyor ya "Ne sen o eski sen, ne ben o eski ben.. Biz miydik yoksa zaman mı değişen?" Değiştik biz de.. Artık eskiden olduğumuz insanlar değiliz.

Aslında çok da ortak yönümüz yoktu belki. Çok da iyi anlaşmıyorduk. Çok büyük sırlar paylaşmadık. Aslında çok farklı dünyalardayız biz.. Eskiden de öyleydik belki de. Sadece.. O zamanlar benzer sıkıntılar içindeydik, benzer boşluklarda, benzer ihtiyaçlarda.. Bizi birbirimize yakınlaştıran kişiliklerimiz değildi, şartlarımızdı! Ben seni o şartlar altında, senin o şartlarda davrandığın halinde sevdim. Ve sen benimle o şartlar altında, ben o şartlarda nasıldıysam o halimle vakit geçirdin. Yani "o şartlar"dı bizi bağlayan. Şimdiyse değişti şartlarımız, tavırlarımız, düşüncelerimiz.. Ve sevdiklerimiz.. Ve sevmediklerimiz.. Değişti her şey, değiştik biz de. Artık ne ben seni seven Selcanım, ne de sen benim sevdiğim kişisin.

Bir gün, farklı şartlar altında, farklı insanlar çıkacak karşımıza ve biz "o şartlar altında" seveceğiz yeniden.

Ta ki şartlar yeniden değişene kadar..

Anladım!

Selcan
Kasım '06

3 Kasım 2006 Cuma

No Bravery in Your Eyes Anymore!

.
There are children standing here,
Arms outstretched into the sky,
Tears drying on their face.
He has been here!
Brothers lie in shallow graves.
Fathers lost without a trace.
A nation blind to their disgrace,
Since he's been here!

And I see no bravery,
No bravery in your eyes anymore.
Only sadness..

Houses burnt beyond repair.
The smell of death is in the air.
A woman weeping in despair says,
He has been here!
Tracer lighting up the sky.
It's another families‚ turn to die.
A child afraid to even cry out says,
He has been here!

And I see no bravery,
No bravery in your eyes anymore.
Only sadness..

There are children standing here,
Arms outstretched into the sky,
But no one asks the question why,
He has been here.
Old men kneel and accept their fate.
Wives and daughters cut and raped.
A generation drenched in hate.
Yes, he has been here!!

And I see no bravery,
No bravery in your eyes anymore.
Only sadness..

2 Kasım 2006 Perşembe

Eskisi Gibi Olmaz

.

Aşka düştüm, üstüne sevdim, vur deyince öldürdüm.
Gönül verdim, kalbe doğdum, hatrını saydım.
Selam aldım, selam verdim, kal dediğin yerde kaldım.

İyi, kötü, bir hoş oldum, ayağına geldim.


Ağız yaptım, şekle soktum, para çektim.

Arka çıktım, yara açtım, yaralandım.

Cennetin kapısını açtım.


Gördüklerimden sonra, ah yaşamak var ya,
Hiçbir zaman eskisi gibi olmaz.

Gördüklerimden korkma, ah mutluluk var ya,
Hiçbir zaman eskisi gibi olmaz..

1 Kasım 2006 Çarşamba

Flower

.
If you ignore the quality lost while scanning, what can you say about this photo?

Tek Yol

.
‘Suç’, yalnızca kişinin sorumluluğunda olan ve toplumsal sistemin kurallarına aykırı düşen bir davranış mıdır? Yoksa, toplumsal sistemin yanlışlıkları, eksiklikleri, kişiyi zorunlu olarak ‘suç’ işlemeye mi iter? ‘Suç’, insan için kaçınılmaz ve zorunlu bir ‘Tek Yol’ mudur? Kişiyi ve toplumu ortak ve onurlu bir sistem anlayışında buluşturacak olan ‘Çıkar Yol’ nerededir ve bunu kim yaratacaktır? Aziz Nesin'in düşüncelerini binlerce yıllık seyirlik oyun geleneğimizle biçimleyerek, yorumlayarak, seyircimizle buluşturuyoruz...

Böyle yazıyordu oyunun tanıtımında.. İtiraf etmeliyim ki; komedi türünde olduğu aklıma gelmemişti bunu okuyunca. Daha duygusal bir
oyun bekliyordum. Beklentimi karşılayamamış olması da oyun hakkındaki beğenime yansıdı ister istemez. Tiyatro oyunlarının güldürmesine gerek yok bence, düşündürmesi yeterli. Hatta mümkünse hiç güldürmesin, sadece düşündürsün. Kahkaha seslerinin arasında oyuncuların sesi duyulmaz oluyor zira.. Bunda da oldu.. Oyun, sonuna kadar küçük iç-oyunlarla güldürdü(!). Ancak sonunda geldi sadede: dürüst, onurlu bir yaşam için tüm yollar kapalıysa, kalan tek yolu seçmemek mümkün mü? Bazen öyle durumlar olur ki; sen kötü olmak istemesen de, art niyet taşımasan da, yani senin tercihin olmasa da o konuma gelebilirsin.. Örneğin herkes seni müslüman olmak isteyen bir hristiyan sanıyorsa ve açıklamana imkan tanımadan kendi kafalarında kurduklarına inanıp sana çok iyi davranıyorsa; gerçeği açıklar ve din kardeşi olmanıza rağmen kapı dışarı edilmeyi mi seçerdiniz, yoksa 'onlar başlattı' diyip oyuna devam mı ederdiniz?

Bir hristiyan müslüman oldu diye neredeyse tüm servetlerini ona harcarlar; ama başka bir müslüman yardım istese kıllarını kıpırdatmazlar..

Gerçekten olmak istediğiniz kişi ile olduğunuz kişi farklıysa ya? Toplum, insanlar, şartlar izin vermiyorsa ya, gerçekten olmak istediğiniz kişi olmaya? Mahkumların hepsi kader kurbanı olduklarını söyler, toplumu, düzeni suçlar. Haklılar, "dışardakiler"in masum olduğuna inanmak güç! Peki ama tüm suç toplumda mı? Tek yol bu diyip o yolda ilerlemek ve tüm suçu başkalarına atmak işin kolayına kaçmak olmuyor mu?

Elbet bir "çıkar yol" olmalı
Hem namuslu hem dürüst
Hem de insana yakışır
Elbet bir çıkar yol olmalı

Ne taşız biz, ne de makine
İnsanlıktan çıkmak yol değil
İnsan olan "çıkar yol" yaratır
Gayrısı kendini kandırmaktır

Selcan
Ekim '06